Logo

Logo

2 Şubat 2026 Pazartesi

😴 Az uykuyla çok iş = Başarı mı? Spoiler: Değil.

Bir zamanlar havalıydı: “Günde 4 saat uyuyorum.”

Şimdi yeni bir akım var ve diyor ki: “Uykuya yatırım yapıyorum.”

İşte karşında: Sleepmaxxing.


🌙 Sleepmaxxing nedir?

Sleepmaxxing; uykuyu bir “ara” değil, performansın, sağlığın ve iyi olma halinin temel stratejisi olarak ele alma yaklaşımıdır.

Yani mesele daha uzun uyumak değil; daha derin, daha kaliteli ve daha onarıcı uyumak.

Biohacking’in en insani hali.


🧠 Neden bu kadar popüler oldu?

Çünkü insanlar fark etti:

  • Kahve odak değil, maskeleme sağlıyor ☕

  • Motivasyon eksikliği çoğu zaman uyku borcundan geliyor

  • “Tükenmişlik” bazen kişilik değil, biyoloji meselesi

Sleepmaxxing şunu söylüyor: “Kendini zorlamak yerine sinir sistemini destekle.”


🛏️ Sleepmaxxing ne değildir?

Önce yanlış anlaşılmaları temizleyelim:

❌ Tüm gün yatakta olmak ❌ Her yeni uyku trendini körü körüne denemek ❌ Saat 21.00’de hayattan kopmak

Sleepmaxxing; bilinçli, kişisel ve sürdürülebilir bir uyku yaklaşımıdır.


⚙️ Sleepmaxxing’in favori araçları

Basit ama etkili:

🌙 Aynı saatte yatıp kalkmak 📵 Yatmadan önce ekran detoksu 🌡️ Serin ve karanlık bir oda 🧘‍♀️ Akşamları sinir sistemini yavaşlatan rutinler ☀️ Sabah gün ışığıyla uyanmak

Küçük ayarlar, büyük farklar.


🧪 Uyku bir lüks değil, sistem güncellemesidir

Kaliteli uyku:

  • Hafızayı güçlendirir

  • Duygusal regülasyonu artırır

  • Yaratıcılığı açar

  • Karar kalitesini yükseltir

  • Bağışıklığı destekler

Yani Sleepmaxxing aslında şudur: Beyne ve bedene “reset” atmak.


🏢 İş hayatında sleepmaxxing

İlginç ama gerçek:

  • Uykusuz ekipler daha çok hata yapar

  • Az uyuyan liderler daha reaktif kararlar alır

  • Yorgun beyin değişime dirençlidir

Sleepmaxxing bireysel başlar, kurumsal kültüre kadar yayılabilir.


🌱 Nereden başlamalı?

Kendine şu soruları sor:

1️⃣ Yatmadan önce bedenim mi, zihnim mi daha yorgun? 2️⃣ Alarm sesiyle mi, ışıkla mı uyanıyorum? 3️⃣ Uykum beni dinlendiriyor mu, sadece kapatıyor mu?

Cevaplar senin kişisel sleepmaxxing haritan.


✨ Kapanış: Daha iyi uyanmak bir hedef olsaydı?

Sleepmaxxing bize şunu hatırlatır:

  • Daha fazla değil, daha iyi

  • Daha hızlı değil, daha dengeli

  • Daha sert değil, daha şefkatli

Belki de gerçek başarı her sabah biraz daha dinlenmiş uyanabilmektir.

Uyku ertesi günkü hayatının ön izlemesidir.


🧠 Nöro KPI: Her şey ölçülüyor ama kimse nasıl hissettiğini sormuyor

Toplantı odasında klasik sorular havada uçuşur:

KPI’lar tutuyor mu?
Hedefler yeşil mi?
Performans grafiği yukarı mı gidiyor?

Ama kimse şunu sormaz: “Bu hedefler insanların beyninde ve duygularında ne yaratıyor?”

İşte tam bu noktada sahneye yeni bir kavram çıkıyor: Nöro KPI.


📊 KPI’dan nöro KPI’a: Ölçümün evrimi

Klasik KPI’lar bize şunu söyler:

  • Ne kadar yaptık?

  • Ne kadar hızlı yaptık?

  • Ne kadar kazandık?

Ama şunu söylemez:

  • İnsanlar bunu yaparken ne hissetti?

  • Beyinleri tehdit mi algıladı, ödül mü?

  • Motivasyonları arttı mı, söndü mü?

  • Yaratıcılıkları açıldı mı, kapandı mı?

Nöro KPI tam olarak bu boşluğu doldurur.


🧠 Nöro KPI nedir?

Nöro KPI; bir hedefin, sürecin ya da liderlik davranışının insan beyninde ve sinir sisteminde yarattığı etkiyi görünür kılmayı amaçlayan bakış açısıdır.

Yani soru şudur: “Bu KPI insan beynini çalıştırıyor mu yoksa kilitliyor mu?”


⚡ Beyin KPI’ları neleri ölçer?

Resmi tabloları yok, ama güçlü sinyalleri vardır:

🧠 Psikolojik güvenlik – İnsanlar fikir söyleyebiliyor mu?
🧠 Tehdit-ödül dengesi – KPI korku mu yaratıyor, merak mı?
🧠 Bilişsel yük – İnsanlar sürekli yorgun mu?
🧠 Anlam duygusu – Yapılan iş neden önemli?
🧠 Odak & akış – Dikkat bölünüyor mu, derinleşiyor mu?

Bunlar tutulmazsa, en parlak KPI bile arka planda tükenmişlik üretir.


🏢 İş hayatında nöro KPI örnekleri

  • “Hata yapma” odaklı hedef → Tehdit modu

  • Sürekli ölçülen hız KPI’ı → Stres ve daralan dikkat

  • Net beklenti + geri bildirim → Beyinde ödül devresi

  • Sadece sonuç değil, süreç takdiri → Motivasyon artışı

Aynı hedef, farklı nöro etki.


🎭 Acı gerçek:

Kötü KPI’lar zeki insanları bile aptallaştırır

Beyin tehdit altındayken:

  • Yaratıcılık düşer

  • Risk alma azalır

  • Öğrenme kapanır

  • Savunma davranışları artar

Yani KPI tutuyor gibi görünür, ama potansiyel sessizce erir.


🌱 Nöro KPI bakış açısı ne kazandırır?

✨ Daha sürdürülebilir performans
✨ Daha az tükenmişlik
✨ Daha yüksek bağlılık
✨ Daha güçlü liderlik güveni
✨ Daha yaratıcı çözümler

Çünkü insan beyni bir makine değil, duyarlı bir sistemdir.


🔄 Kendine (ya da ekibine) sorabileceğin 3 güçlü soru

1️⃣ Bu hedef insanları heyecanlandırıyor mu, korkutuyor mu?
2️⃣ Bu ölçüm davranışı mı geliştiriyor, sadece rakam mı kovalatıyor?
3️⃣ KPI tutmasa bile öğrenme oluyor mu?

Cevaplar sana mevcut KPI’larının nöro sağlığını gösterir.


🌟 Kapanış:

Geleceğin KPI’ları sadece saymaz, hisseder

Nöro KPI bize şunu hatırlatır: Performans sadece rakamlarla değil, beyinlerle ve duygularla üretilir.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: “Biz neyi ölçüyoruz… ve bunun bedelini kim ödüyor?”


31 Ocak 2026 Cumartesi

👥 Community-led education: Öğretmen tek kişi olmak zorunda değil

Bir düşün: Bir sınıf var ama sınıfın duvarları yok. Bir eğitmen var ama tek değil. Bir müfredat var ama sabit değil.

İşte tam burada community‑led education (topluluk liderliğinde eğitim) sahneye çıkıyor.


🌱 Community‑led education nedir?

Community‑led education; öğrenmenin merkezine kurumu ya da tek bir eğitmeni değil, topluluğun kendisini koyan bir eğitim yaklaşımıdır.

Burada bilgi:

  • yukarıdan aşağıya akmaz,

  • tek yönlü aktarılmaz,

  • “bilen anlatır, dinleyen not alır” kalıbına sıkışmaz.

Onun yerine:

Herkes biraz öğretmen, herkes biraz öğrencidir.


🔄 Neden bu kadar yükselişte?

Çünkü klasik eğitim modeli şu sorularla zorlanıyor:

  • Bilgi bu kadar hızlı değişirken müfredat yetişebilir mi?

  • Gerçek hayat problemleri tek bir uzmandan mı çözülür?

  • İnsanlar sadece dinleyerek mi öğrenir?

Community‑led education bu noktada şunu söylüyor:

“En güncel bilgi çoğu zaman zaten topluluğun içinde.”


🧠 Öğrenme nerede oluyor?

Her yerde.

  • Slack kanallarında

  • Discord sunucularında

  • Meetup’larda

  • Açık atölyelerde

  • Online topluluklarda

  • Kahve masalarında

Yani öğrenme artık bir event değil, bir ilişki ağı.


🎭 Bu modelin gizli süper güçleri

Aidiyet: İnsanlar kendini dinleyici değil, katkı sağlayan hisseder ✨ Hız: Bilgi ihtiyaçla aynı anda üretilir ✨ Çeşitlilik: Tek bakış açısı yerine kolektif zeka ✨ Cesaret: Soru sormak, denemek, yanılmak serbesttir ✨ Sürdürülebilirlik: Topluluk yaşadıkça öğrenme de yaşar


🛠️ Community‑led education nasıl çalışır?

Mükemmel bir plan şart değil. Ama bazı ortak ilkeler var:

1️⃣ Güvenli alan (psikolojik güvenlik) 2️⃣ Paylaşım kültürü 3️⃣ Hiyerarşinin minimumda olduğu ortam 4️⃣ Deneyim aktarımına alan açmak 5️⃣ “Ben de bilmiyorum” demenin normalleşmesi

Bu yüzden burada en güçlü cümle şudur:

“Bunu birlikte keşfedelim.”


🏢 İş dünyasında community‑led education

  • İç eğitmenlik toplulukları

  • Gönüllü bilgi paylaşım seansları

  • Peer‑to‑peer öğrenme grupları

  • Mentorluk halkaları

  • Practice community’ler

Şirketler artık şunu fark ediyor:

Öğrenme sadece İK’nın işi değildir.


⚠️ Küçük ama önemli bir uyarı

Community‑led education; "plansızlık" ya da "herkes kafasına göre" demek değildir.

Aksine:

  • niyet net olmalı,

  • alan iyi tutulmalı,

  • katkı görünür kılınmalı.

Topluluk kendi haline bırakılmaz, özenle beslenir.


🌍 Geleceğin eğitimi nerede?

Belki de sınıfta değil. Belki de sertifikada değil. Belki de tek bir uzmanda hiç değil.

Gelecek büyük ihtimalle şurada: Birbirinden öğrenebilen insanlar arasında.


🌟 Kapanış: Öğrenme bir kurum değil, bir kültürdür

Community‑led education bize şunu hatırlatır:

  • Bilgi paylaştıkça çoğalır

  • Öğrenme birlikteyken derinleşir

  • Topluluk varsa gelişim vardır

Belki de artık sormamız gereken soru şu:

“Ben hangi topluluğun öğrenme parçasıyım?”

En iyi eğitim bazen bir kürsüden değil, yanındaki sandalyeden gelir.


🧩 Scrum mu, kanban mı? Neden ikisi birden olmasın?

Bir sabah uyanıyorsun. Sprint var. Daily var. Backlog kabarık. Ama bir yandan da işler akışkan olsun istiyorsun. Kimse "sprint bitmedi" diye panik yapmasın.

İşte tam bu noktada sahneye Scrumban çıkıyor.

Ne tamamen kurallı, ne tamamen serbest. Biraz disiplin, biraz esneklik. Kısacası: çevik dünyanın hibrit süper gücü.


🛠️ Scrumban nedir?

Scrumban; Scrum’un ritmini, Kanban’ın akışkanlığıyla birleştiren çevik bir çalışma yaklaşımıdır.

  • Scrum’dan: planlama, rol netliği, düzenli iyileştirme

  • Kanban’dan: görsellik, WIP limitleri, kesintisiz akış

Yani:

“Plan yapalım ama plana tutsak olmayalım.”


🎭 Neden ortaya çıktı?

Çünkü bazı ekipler şunu fark etti:

  • Sprintler çok katı

  • İşler sprint ortasında değişiyor

  • Acil işler backlog’u delip geçiyor

  • Ekip "takvim için" değil, "değer için" çalışmak istiyor

Scrumban tam burada devreye giriyor: Kaosu düzene sokmadan, düzeni boğmadan.


🧠 Scrumban’ın ruh hali

Scrumban bir yöntemden çok bir tavırdır:

✔ Öncelikler net ama değişebilir ✔ Görünürlük yüksek ✔ İşler başladığı gibi bittiğinde değerli ✔ Süreç değil, akış konuşur

Bu yüzden Scrumban genelde şunu söyler:

“Sprint bitti mi?” değil, “Bu iş gerçekten bitti mi?”


📋 Scrumban nasıl çalışır?

Basitçe:

1️⃣ Görsel bir Kanban panosu 2️⃣ Net iş akışı kolonları 3️⃣ WIP (eş zamanlı iş) limitleri 4️⃣ İhtiyaç oldukça yapılan planlama toplantıları 5️⃣ Düzenli retrospektifler

Yani ne her şey takvime bağlı, ne de tamamen doğaçlama.


🚀 Kimler için biçilmiş kaftan?

  • Operasyon ekipleri

  • Destek ve bakım ekipleri

  • Ürün + operasyon karması yapanlar

  • "Her gün yeni bir acil" diyen ekipler

  • Scrum’dan sıkılıp Kanban’a cesaret edemeyenler

Scrumban genelde bir geçiş değil, bilinçli bir varış noktasıdır.


⚠️ Küçük bir uyarı

Scrumban; "Kuralları boşver" demek değildir.

Aksine şunu sorar:

“Hangi kural gerçekten işe yarıyor?”

Disiplini tamamen bırakırsan kaos olur. Esnekliği tamamen kapatırsan tıkanma.

Denge şart.


🌱 Kapanış: Çeviklik bir seçim değil, bir uyum meselesi

Scrumban bize şunu hatırlatır:

  • Tek doğru yöntem yok

  • Ekipler canlı organizmalardır

  • Süreçler hizmet etmeli, hükmetmemeli

Belki de asıl soru şu: Ekip olarak biz hangi ritimde en iyi çalışıyoruz?

Cevap bazen Scrum, bazen Kanban, bazen de ikisinin en iyi hali: Scrumban.

Disiplinle özgürlüğü aynı panoda buluşturabilen ekipler sadece daha hızlı değil, daha mutlu da çalışır.


🐎 Hala sürmeye çalışıyorsan… büyük ihtimalle at ölmüştür

Bir gün fark edersin:
Ne kadar kamçılarsan kamçıla, ne kadar motive edici konuşma yaparsan yap, at yürümüyor.

İşte o an kadim bir liderlik bilgeliği fısıldar:

“At ölmüş olabilir.”

Ama biz ne yaparız?


🧠 Ölü at teorisi nedir?

Ölü at teorisi artık işe yaramadığı apaçık ortada olan bir fikir, strateji, ilişki ya da alışkanlığı bırakmak yerineonu yaşatmak için daha fazla enerji, para ve zaman harcamayı anlatan metaforik bir yaklaşımdır.

Yani sorun “nasıl daha hızlı süreriz?” değil, “neden hala sürmeye çalışıyoruz?” sorusudur.


🎭 Ölü bir atla neler yapabiliriz?

✔ Daha güçlü kamçı alırız
✔ Atın üzerine yeni sele koyarız
✔ “Motivasyon eksikliği” diye rapor yazarız
✔ Biniciye koçluk veririz
✔ Atı suçlarız
✔ “Eskiden çok iyiydi” diye nostalji yaparız
✔ Komite kurarız
✔ PowerPoint hazırlarız

Ama bir şeyi asla yapmayız:

Attan inmeyi.


🏢 İş hayatında ölü atlar

  • Artık kimsenin kullanmadığı bir süreç

  • Yıllardır “revize edilecek” denen ama hala duran sistem

  • “Bizim kültürümüz böyle” diye savunulan toksik alışkanlıklar

  • Değeri kalmamış KPI’lar

  • Sırf geçmişte işe yaradı diye tutulan yöntemler

Hepsi aynı soruyla sınanır:

“Bu bugün hala canlı mı?”


🧍‍♀️🧍‍♂️ Kişisel hayattaki ölü atlar

Daha da zor olan kısım burası…

  • Artık beslemeyen ilişkiler

  • Seni sen olmaktan çıkaran roller

  • “Ben buyum” diye savunulan ama yük olan kimlikler

  • Bitmiş hedefler

  • Eski hayallerin bugünkü bedeninde yarattığı ağırlık

Bazen en zor karar şudur:

“Bunu artık bırakıyorum.”


💡 Asıl cesaret nedir?

Ölü at teorisi bize şunu öğretir:
Cesaret her zaman devam etmek değildir.
Bazen durmak, bazen inmek, bazen de yeni bir at aramaktır.

Gerçek liderlik, gerçek olgunluk, gerçek farkındalık…

Ne zaman vazgeçileceğini bilmektir.


🔄 Peki ne yapmalı?

Kendine şu 3 soruyu sor:

1️⃣ Buna bugün ilk kez başlıyor olsaydım yine seçer miydim?
2️⃣ Bunu sürdürmek mi daha pahalı, bırakmak mı?
3️⃣ “Bırakmak” kelimesi neden bana başarısızlık gibi geliyor?

Cevaplar genelde sandığımızdan nettir.


🌱 Kapanış:

Atın ölmesi senin suçun olmayabilir.
Ama üzerinde kalmak senin seçimin.

Hayat, iş ve ilişkiler…
Hepsi zamanla değişir.

Ve bazen ilerlemek için kamçıyı değil, dizgini bırakmak gerekir.


🎒 Tek meslek yetmezse: Portföy kariyer çağına hoş geldin

Bir zamanlar herkesin kariyer hayali netti:

“Tek bir meslek, tek bir şirket, uzun yıllar…”

Ama sonra hayat dedi ki:
“Bir dakika… Ya sen birden fazlaysan?”

İşte tam bu noktada sahneye portföy kariyer çıkıyor.


🧩 Portföy kariyer nedir?

Portföy kariyer; bir kişinin tek bir iş tanımıyla sınırlı kalmadanfarklı yetkinliklerini, rollerini ve gelir kaynaklarını aynı anda veya dönemsel olarak yürütmesidir.

Yani:

  • Gündüz kurumsal hayatta yönetici

  • Akşamları eğitmen

  • Hafta sonu danışman

  • Arada podcast yapan, blog yazan, mentorluk veren biri

Hepsi aynı kişi.
Ve hayır, bu “kararsızlık” değil.
Bu bilinçli çeşitlilik.


🎭 Neden bu kadar popüler oldu?

Çünkü dünya değişti. Hem de hızlıca.

🔹 Tek meslek = tek gelir = tek risk
🔹 İş tanımları buharlaşıyor
🔹 Yetkinlikler mesleklerden daha değerli
🔹 İnsanlar “sadece çalışmak” değil, anlamlı çalışmak istiyor

Portföy kariyer tam da bu belirsizlik çağında şunu söylüyor:

“Tüm yumurtaları aynı sepete koymak zorunda değilsin.”


🧠 Portföy kariyer = Çok iş mi?

Hayır, çok SEN.

Buradaki mesele “daha fazla çalışmak” değil, farklı yönlerini yaşatabilmek.

Portföy kariyer:

  • Kimliğini tek bir unvanla sınırlamaz

  • İlgi alanlarını “hobi” diye rafa kaldırmaz

  • Denemeye, öğrenmeye, dönmeye izin verir

Kısacası: CV’den çok kişiliğe yatırım yapar.


💡 Portföy kariyerin gizli kazanımları

Dayanıklılık: Bir alan sarsılırsa diğeri ayakta kalır
Öğrenme kası: Sürekli gelişim hali
Anlam duygusu: “Ben sadece işim değilim” farkındalığı
Özgüven: Kendini farklı sahalarda test etme cesareti
Görünürlük: Farklı çevrelerde var olma şansı


⚠️ Ama bir uyarı:

Portföy kariyer = Kaos değil, kürasyon

Her şeyi yapmak portföy kariyer değildir.
Önemli olan:

  • Ne yaptığını bilmek

  • Neden yaptığını bilmek

  • Ve bunları bilinçli şekilde bir araya getirmek

Yani portföy kariyer “rastgele işler” değil, anlamlı bir bileşimdir.


🔄 Herkes için uygun mu?

Belki bugün değil.
Ama şunu söylemek mümkün:

Geleceğin kariyerleri tek cümleyle anlatılamayacak.

Ve belki de asıl soru şu: “Benim portföyüm ne?”


🌱 Kapanış:

Kariyer bir merdiven olmak zorunda değil; bazen bir lego seti, bazen bir oyun alanı, bazen de sürekli güncellenen bir playlist.

Portföy kariyer bize şunu fısıldıyor:

“Hayat tek rolden ibaret değil.
Ve bu bir zayıflık değil - süper güç.”


26 Ocak 2026 Pazartesi

2026: Daha fazla değil, daha bilinçli bir hayat

Bazı yıllar “daha çok” ister.
Bazıları ise “daha doğru”.

2026 benim için ikinci kategori.
Bu liste bir yapılacaklar listesi değil; nasıl bir hayat yaşamak istediğimin açık taslağı.

Koşmak var ama amaçsız değil.
Dinlenmek var ama kaçmak için değil.

Hedefler var ama başkaları için değil. 


🚗🏠 Maddi hedefler: Güven ve hareket alanı

2026’da maddi hedeflerim statüden çok rahatlık ve güven odaklı.

  • İstanbul Blue Lake sitesi’nde 1+1 daire satın almak
    → Bir yatırım kadar “buraya aitim” duygusu...

  • Finansal esenlik için Monay uygulamasını düzenli kullanmaya devam etmek
    → Parayla kavga etmeyi bırakıp onunla konuşabilmek için...

  • 2. el araç satın almak (nice to have)
    (Audi A1, Smart ForFour veya Mercedes-Benz A/B)
    → “Arabam var” demek için değil, hareket özgürlüğü için...


💛 Hayatın keyif tarafı (çünkü sadece verim yetmez)

  • Galatasaray’ın 26. lig şampiyonluğunu tribünde deneyimlemek
    → Bazı sevinçler yerinde yaşanır, ekran yetmez.

  • Çeşitli gazinolarda minimum 3 kez eğlenmek
    → Hayatı fazla ciddiye alırken kendimi almamak için...

  • Her hafta minimum 1 sosyal aktivite
    (sinema, konser, tiyatro, spor, gösteri…)
    → Takvim dolsun diye değil, hafıza dolsun diye...

  • Yazlıkta minimum 12 hafta workation
    → Çalışma ve yaşamı karşı karşıya koymak yerine yan yana getirmek...

💪 Sağlık: Bedeni “sonra”ya bırakmamak

  • Haftada en az 5 gün spor
    (yüzme, fitness, koşu)
    → İdeal vücut için değil, iyi hissetmek için...

  • Her sabah fiziksel egzersiz
    → Güne bedenle başlamak için...

  • Minimum 1 kez diş hekimi kontrolü
    → Ertelenen küçük şeylerin büyümemesi için...


🧠 Zihinsel & mesleki gelişim: Sessiz ama sürekli

2026 öğrenme yılı.

  • Her gün 30–45 dk. İK & iş dünyası içeriği

  • Hafta içi her gün 1,5 saat video / podcast

  • Hafta sonu 1 saat İngilizce
    (okuma + video)

  • Hafta içi her gün 20 dk. köşe yazıları

  • Haber bültenleri (Cüneyt Özdemir & Bold medya)

  • Hafta sonları 2 saat belgesel

  • Yılda minimum 6 kitap
    (hafta içi her gün 10 dk. yeter)

Amaç “çok şey bilmek” değil; daha net düşünmek.


✍️ Üretmek & sahneye çıkmak
  • Blogumda her hafta 2 yazı
    → Düşüncenin olgunlaşması için yazmak...

  • Şirketi temsilen en az 12 konuşma / eğitim / atölye
    → Bilgiyi saklamak yerine paylaşmak...

  • Freelance hizmetlere LinkedIn üzerinden devam
    (fiyat güncelleme, portföy geliştirme, tanıtım)

  • İlave bir dijital hizmet kanalı keşfetmek
    → Tek sepete bağlı kalmamak için...

  • Derneklerde aktif üyelik ve ilgili zirvelere katılım
    (PERYÖN, INAN, Fütüristler Derneği)
    → Ekosistemin parçası olmak için...


🧳 Kültür & keşif: Harita genişliyor

  • Yurt dışında 2 kültür turu
    Barcelona–Madrid & Bakü

  • Yurt içinde 2 kültür turu
    Tunceli–Munzur & Kuladokya

  • İstanbul’da en az 8 kültürel / tarihi nokta keşfi

Amaç tik atmak değil; tanıklık etmek.


🤝 İlişkiler & toplumsal katkı

  • Aile ve akrabalarla düzenli iletişim
    (bayramlar, doğum günleri, özel günler)

  • Çevremdeki insanlar için hoş sürprizler yapmak

  • Sosyal sermayeye daha fazla yatırım yapmak
    → Kartvizit değil, bağ biriktirmek...

  • Kıyafet ve kitap bağışı
    → Fazlalıkları yük değil, imkan olarak görmek...


Kapanış: 2026’nın asıl hedefi

Bu liste bana şunu hatırlatıyor:

Hayat yapılacaklar listesi değil.
Yapılacak seçimler bütünü.

2026’da her hedef tutmayabilir.
Ama yön net:

Daha az acele, daha çok temas.
Daha az gürültü, daha çok anlam.

Ve evet…
Bu hedefler değişebilir.
Ama bilinç kalır.


Deve kuşu etkisi: Görmezden gelince geçmiyor

Kötü bir mail geldi.
Okumadın.
Bildirim duruyor ama sen yokmuş gibi davranıyorsun.

Rahatladın mı? Biraz.
Geçti mi? Hayır.

İşte bu davranışın psikolojide bir adı var: Deve kuşu etkisi.


Deve kuşu etkisi nedir?

Deve kuşu etkisi kişinin rahatsız edici, stres yaratan ya da tehdit algısı oluşturan bilgiden bilinçli olarak kaçınması anlamına gelir.

Halk arasında daha tanıdık haliyle:

“Kafamı kuma gömeyim, belki geçer.”

Spoiler: Geçmez.


Neden bunu yapıyoruz?

Çünkü insan beyni:

  • ❌ belirsizliği sevmez

  • ❌ kötü haberi sevmez

  • ❌ kontrol duygusunu kaybetmek istemez

O yüzden kısa vadede bizi rahatlatan yolu seçer: Görmezden gelmek.

Ama bu rahatlama faizli bir rahatlama.


Günlük hayattaki deve kuşları 🐦

Tanıdık sahneler:

  • 📊 Düşen banka bakiyesine bakmamak

  • 🩺 Ertelenen sağlık kontrolleri

  • 💬 Konuşulması gereken ama konuşulmayan meseleler

  • 📥 “Sonra bakarım” klasörüne taşınan mailler

  • 🧠 “Şimdi düşünmeyeyim” diye ötelenen kararlar

Hepsi aynı strateji: Kaçın, umut et, bekle.


İş hayatında deve kuşu etkisi

Toplantılarda:

  • Verimsizliği konuşmamak

  • Geri bildirimden kaçınmak

  • Sorunlu süreçleri görmezden gelmek

Bireysel rahatlık sağlar ama kurumsal bedeli ağırdır.

Sorunlar konuşulmadıkça büyür.


Deve kuşu etkisi cesaret eksikliği mi?

Hayır. Bu daha çok enerji yönetimi meselesi.

Zor olana bakmak zihinsel enerji ister.
O yüzden beynimiz “şimdi değil” der.

Ama ironik olan şu:

Yüzleşmek kaçmaktan daha az enerji harcar.


Bu etkiden nasıl çıkarız?

Minik ama etkili adımlarla:

  • ⏱ “5 dakika bakacağım” diye kendinle pazarlık yap

  • 📝 Belirsiz olanı yazıya dök

  • 🔍 En kötü senaryoyu adlandır

  • 🤝 Yalnız kalmamaya karar ver

  • 🪜 Büyük problemi küçük bir ilk adımla böl

Ama en önemlisi: Görmek çözmenin ilk adımıdır. 


İlham veren tarafı nerede?

Deve kuşu etkisi bize şunu hatırlatır: Cesaret korkunun olmaması değil; korkuya rağmen bakabilmektir.

Ve bazen sadece bakmak bile sorunun gücünü yarıya indirir.


Kapanış

Bir süredir bakmadığın ne var?
Bir mail, bir karar, bir konuşma…

Belki bugün kafanı kumdan çıkarmanın en doğru günü.


14 Ocak 2026 Çarşamba

Down aging: Yaşlanmayı yavaşlatmak değil, hayatı hafifletmek

Bir sabah aynaya bakıyorsun.
Saçlar aynı, yüz aynı…
Ama iç ses şöyle diyor:

“Ben eskisi kadar yaşlı hissetmiyorum.”

İşte bu hissin adı: Down aging.

Ne “gençleşme” takıntısı, ne de zamanı durdurma hayali.

Down aging yaşla olan ilişkimizi yeniden tanımlama cesareti.


Down aging nedir?

Down aging biyolojik yaşı geriye alma iddiası değil.
Psikolojik, sosyal ve yaşam tarzı açısından yaşın üzerimizdeki ağırlığını azaltma yaklaşımı.

Kısaca:

Yaş alırken hafiflemek.

Daha az “-meli/-malı”, daha çok “istemek”.


Neden şimdi bu kadar konuşuluyor?

Çünkü klasik senaryo çatırdıyor:

  • “Bu yaştan sonra…”

  • “Artık bana yakışmaz…”

  • “Gençler yapsın…”

Yeni kuşak yaşlanmak istemiyor, ama yaş almaktan da korkmuyor.

Down aging tam burada devreye giriyor: Yaş var ama kalıp yok.


Down aging’in günlük hayattaki halleri

  • 🎒 40’ında yeni bir eğitime başlamak

  • 🧠 “Ben buyum” demek yerine “Ben değişebilirim” demek

  • 👟 Rahat ayakkabıyı şıklığın önüne koymak

  • 🎨 Hobi edinmeyi ertelememek

  • 😄 Kendinle daha az, hayatla daha çok kavga etmek

Genç görünmek değil, daha canlı hissetmek.


Down aging ≠ Yaşı inkar etmek

Önemli bir ayrım: Down aging yaşını saklamak değil; yaşınla barışmak.

Kırışıklıklar var, evet.
Ama deneyim de var.
Enerji azalabilir, ama seçicilik artar.

Bu bir kayıp değil, bir optimizasyon.


İş hayatında down aging

Down aging kariyerde de kendini gösteriyor:

  • Unvan yerine anlam aramak

  • Daha az toplantı, daha net karar

  • “Hep böyleydi” yerine “Başka nasıl olabilir?”

  • Çok çalışmak değil, akıllı çalışmak

Tecrübe + merak = en güçlü kombinasyon.


Peki down aging nasıl pratik edilir?

Küçük ama dönüştürücü alışkanlıklarla:

  • ⏳ Zamanı doldurmak yerine seç

  • 🧩 “Yeni” olanla temasını kesme

  • 💬 İç sesini yumuşat

  • 🛑 Her şeye yetişmeye çalışma

  • 🎯 Kendin için çıtayı başkaları koymasın

Down aging bir diyet değil, bir bakış açısı.


Asıl gençlik nerede?

Belki de gençlik; daha hızlı koşmakta değil, gereksiz yükleri taşımamakta.

Down aging bize şunu söylüyor:

“Yaş aldıkça ağırlaşmak zorunda değilsin.”


Kapanış

Bir sonraki doğum gününde kendine şu soruyu sor:

“Bu yıl benden ne eksilsin?”

Cevap gerçek gençliği başlatabilir.


13 Ocak 2026 Salı

Dijital vicdan: İnternetteyken de “insan” kalabilmek

Bir gönderiyi paylaşmadan önce duraksadığın oldu mu?
Bir yorumu yazıp sonra sildiğin?
“Beğenirsem yanlış anlaşılır mı?” diye düşündüğün?

İşte tam o anda dijital vicdanın konuşuyordur.

TDK’nın 2025 yılının kelimesi olarak seçtiği “Dijital vicdan” teknoloji çağında sadece ne yapabildiğimizi değil, ne yapmamız gerektiğini de sorgulayan yeni bir pusula.


Dijital vicdan nedir?

En sade haliyle:

Dijital vicdan çevrim içi ortamlarda etik, empatik ve sorumlu davranma bilincidir.

Yani:

  • Paylaşırken düşünmek

  • Yorum yaparken insanı unutmamak

  • İzlerken, tıklarken, yayarken sorumluluk almak

Offline’daki değerlerin online dünyada da geçerli olması.


Neden şimdi? Neden 2025?

Çünkü artık:

  • Algoritmalar kararlarımızı etkiliyor

  • Yapay zeka içerik üretiyor

  • Yanlış bilgi saniyeler içinde yayılıyor

  • Linç kültürü bir “tık” uzağında

Ve şu gerçekle yüz yüzeyiz:

Teknoloji hızlandı ama vicdan aynı hızda güncellenmedi.

TDK’nın bu kelimeyi seçmesi bir tanım değil, toplumsal bir hatırlatma.


Dijital vicdan nerelerde test ediliyor?

Günlük hayatta sandığımızdan daha sık:

  • 🧠 Doğruluğundan emin olmadığın bir haberi paylaşırken

  • 💬 Sinirliyken yazdığın bir yorumda

  • 🤖 Yapay zekadan aldığın içeriği sahiplenirken

  • 👀 Başkasının mahremiyetini ihlal eden bir videoyu izlerken

Her biri küçük gibi görünen ama büyük etkiler yaratan anlar.


“Kimse görmüyorsa” bile…

Dijital dünyanın en tehlikeli yanı şu:

“Nasıl olsa kimse yüzüme bakmıyor.”

Oysa dijital vicdan tam da burada devreye giriyor.
Görülmediğimizde değil, görülmediğimizi sandığımızda kim olduğumuz önemli.


Dijital vicdan = Dijital yavaşlama mı?

Hayır.
Dijital vicdan teknolojiden kaçmak değil; teknolojiyle bilinçli ilişki kurmak.

Daha az paylaşmak değil, daha anlamlı paylaşmak.
Daha sessiz olmak değil, daha sorumlu konuşmak.


Peki dijital vicdan nasıl geliştirilir?

Küçük ama güçlü sorularla:

  • “Bunu paylaşmam kime ne hissettirir?”

  • “Bu bilgi doğru mu, yoksa sadece hızlı mı?”

  • “Biri bunu bana yapsa ne hissederdim?”

  • “Bu içerik dünyaya ne katıyor?”

Dijital vicdan bir ayar değil, bir pratik.


Gelecek teknolojide değil, tutumda

Geleceği belirleyecek olan sadece:

  • Daha akıllı sistemler

  • Daha hızlı ağlar

  • Daha gelişmiş yapay zekalar değil

Asıl farkı yaratacak olan:

Bu gücü nasıl kullandığımız.

Belki de 2025’in kelimesi bu yüzden “dijital vicdan”.
Çünkü bize şunu hatırlatıyor:

Online dünyada da insan kalmak mümkün.


Kapanış

Bir sonraki paylaşımda, yorumda, tıklamada durup düşün:

“Bu davranışım benim dijital vicdanımla uyumlu mu?”

Cevap dijital dünyadaki izimizi tanımlıyor olabilir.