Logo

Logo

28 Nisan 2026 Salı

Maverick buying: “Ben hallederim” demenin kurumsal bedeli

Hepimizin çevresinde vardır.
“Sürece gerek yok, ben daha ucuza bulurum.”
“Onaya zaman kaybetmeyelim.”
“Bir defalık bir şey canım.”

İşte tam bu noktada sahneye o meşhur kavram çıkar: Maverick buying.

Maverick buying nedir?

En basit haliyle maverick buying; satın alma süreçlerine, politikalara veya onay mekanizmalarına bağlı kalmadan yapılan harcamalardır.

Yani niyet çoğu zaman kötücül değildir. Aksine:

  • Hızlı olmak istenir
  • Pratik çözüm aranır
  • “Ben bunu daha iyi biliyorum” özgüveni devreye girer

Ama sonuç?
Genellikle küçük bir kestirme yol büyük bir kurumsal sapmaya dönüşür.

Neden bu kadar cazip?

Çünkü:

  • Süreçler yavaş gibi görünür
  • Kurallar “fazla kurumsal” gelir
  • Aciliyet duygusu rasyonel düşünmeyi bastırır

Ve beynimiz fısıldar: “Bu seferlik bir şey olmaz.”

Maverick buying’in en tehlikeli kısmı da budur: Kendini mantıklı gösterir.

Peki bedeli ne?

Bir defalık gibi görünen bu kararların kuruma maliyeti sandığımızdan fazladır:

  • 💸 Daha yüksek toplam satın alma maliyetleri
  • 📉 Tedarikçi anlaşmalarının bozulması
  • ⚠️ Riskli sözleşmeler ve uyumsuzluklar
  • 🤯 Satın alma, finans ve operasyon ekiplerinde görünmez kaos

Ve belki de en önemlisi: “Neden sürece uyalım?” algısının normalleşmesi

Bir kültür meselesi

Maverick buying çoğu zaman bir satın alma problemi değil, bir kültür sinyalidir.

Şunu sorar bize:

  • İnsanlar sürece güveniyor mu?
  • Kurallar gerçekten değer yaratıyor mu?
  • “Hız” ile “kontrol” arasındaki denge doğru mu?

Eğer cevaplar bulanıksa maverick buying sadece bir sonuçtur.


Çözüm: Yasaklamak mı, anlamak mı?

Katı yasaklar genelde daha yaratıcı bypass’lar doğurur.
Asıl çözüm şurada gizli:

✅ Süreçleri sadeleştirmek
✅ Neden-sonuç ilişkisini şeffaflaştırmak
✅ İnsanlara “neden bu yol” sorusunun cevabını vermek
✅ Satın alma ekiplerini “engelleyici” değil “iş ortağı” olarak konumlamak

Yani maverick buying ile savaşmak değil, onu doğuran davranışı dönüştürmek gerekir.


Kapanış notu

Her “ben hallederim” cümlesi kahramanlık değildir.
Bazıları arkasında sessiz ama pahalı izler bırakır.

Belki de asıl cesaret;
📌 Kuralların arkasındaki niyeti anlamakta
📌 Kestirme yollar yerine doğru yolları iyileştirmekte saklıdır.

Bir dahaki “bir defalık” satın alma kararında bu yazı aklına gelirse…
Evet, amacına ulaşmış demektir 😉


12 Nisan 2026 Pazar

Diploma mı, beceri mi? İşe alımın yeni satranç tahtasında kim kazanıyor?

Bir CV düşün: Prestijli bir üniversite, güçlü bir bölüm, “doğru” etiketler…

Bir de başka bir CV: Belki klasik anlamda parlak değil ama somut projeler, gerçek çıktılar, kanıtlanmış beceriler…

Peki hangisini seçersin?

İşte karşımızda modern iş dünyasının en sıcak tartışması: Skills-based hiring vs. degree-based hiring


🎓 Degree-based hiring: Güvenli liman mı?

Uzun yıllar boyunca işe alımın altın standardı şuydu: “Prestijli üniversite = başarılı çalışan”

Diploma:

  • Bir filtreydi
  • Bir kalite göstergesiydi
  • Bir risk azaltma aracıydı

Ama şu soruyu sormaya başladık: “Gerçekten mi?”


🧠 Skills-based hiring: Oyunun kurallarını değiştiren yaklaşım

Yeni yaklaşım şunu söylüyor: “Bize ne okuduğun değil, ne yapabildiğin lazım.”

Bu modelde odak:

  • Yetkinlik
  • Uygulama
  • Gerçek performans

Yani: “Show me, don’t tell me.”


⚖️ Peki gerçek fark nerede?

Degree-basedSkills-based
Diploma odaklıBeceri odaklı
Geçmiş başarıya bakarMevcut kapasiteye bakar
FiltreleyiciKeşfedici
Daha statikDaha dinamik


🚀 Neden şimdi bu kadar popüler?

Çünkü dünya değişti:

  • Meslekler dönüşüyor
  • Yetkinlikler hızla eskiyor
  • Öğrenme artık sadece üniversitede olmuyor

Bugün biri:

  • YouTube’dan öğreniyor
  • Bootcamp’e katılıyor
  • Proje yaparak gelişiyor

👉 Ve gerçekten etkili olabiliyor.


💥 Ama her şey siyah-beyaz değil

Skills-based hiring yükseliyor ama…

  • Her rol için uygun değil
  • Değerlendirmesi daha zor
  • Standartlaştırması güç

Öte yandan degree-based hiring:

  • Hızlı filtre sağlar
  • Ama potansiyeli kaçırabilir

👉 Yani mesele “hangisi doğru?” değil, “hangi bağlamda hangisi daha doğru?”


🧩 Hibrit model: Gerçek kazanan

En güçlü organizasyonlar artık şunu yapıyor:

  • Diplomanın sinyalini tamamen yok saymıyor
  • Ama tek kriter haline de getirmiyor

👉 Bunun yerine:

  • Beceri testleri
  • Vaka çalışmaları
  • Simülasyonlar kullanıyor.

🧭 İK ve liderler için kritik soru

Şunu kendine sorman lazım:

👉 “Biz gerçekten yetenek mi işe alıyoruz, yoksa sadece başarılı görünen CV’leri mi?”


🌟 Geleceğin işe alımı

Gelecek şuna doğru gidiyor:

  • Daha az “etiket”
  • Daha çok “kanıt”
  • Daha az “nerede okudun?”
  • Daha çok “ne ürettin?”

🎯 Son düşünce

Belki de en büyük yanılgı şu: “Diploma başarıyı garanti eder.”

Oysa gerçek şu olabilir: Başarı öğrenme ve uygulama arasındaki köprüdür.

Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: “Bu kişi ne biliyor?” değil… “Bu kişi ne yapabiliyor?”


4 Nisan 2026 Cumartesi

Diderot etkisi: Küçük bir seçimin büyük zinciri

Yeni bir şey aldın.
Belki şık bir ceket, belki minimal bir masa, belki de “tam benlik” bir koltuk.

İlk başta her şey harika.
Sonra bir şey fark ediyorsun: Eskiler artık… biraz “uyumsuz” görünüyor.

Ve işte başlıyor: Yeni ayakkabı, yeni lamba, yeni aksesuar…

Tanıdık geldi mi?

Karşında: Diderot etkisi

Yani bir satın alma davranışının bir dizi yeni satın almayı tetiklemesi...


📖 Hikayenin başlangıcı

Bu kavram Denis Diderot’nun bir denemesine dayanır.

Diderot kendisine hediye edilen lüks bir sabahlık sonrası şunu fark eder: Eski eşyaları artık yeni sabahlığıyla “uyuşmamaktadır.”

Sonuç?
Tüm eşyalarını değiştirmeye başlar.

Bir sabahlık…

Bir yaşam tarzına dönüşür.


🧠 Zihin neden böyle çalışır?

Çünkü insan zihni:

  • Tutarlılık ister
  • Uyum arar
  • Kimlik bütünlüğünü korumaya çalışır

Yeni bir şey aldığında aslında sadece bir ürün değil; yeni bir “benlik parçası” alırsın.

Ve eski parçalar… artık o hikayeye uymuyorsa?

Değişmek zorunda kalır.


🛍️ Günlük hayatta Diderot etkisi

  • Yeni bir telefon → yeni kılıf → yeni kulaklık
  • Yeni bir koltuk → yeni halı → yeni perde
  • Yeni bir spor rutini → yeni kıyafetler → yeni yaşam tarzı

👉 Bu bir ihtiyaç zinciri değil, algılanan uyum zinciridir.


💼 İş hayatında görünmeyen versiyon

Diderot etkisi sadece alışverişte değil, kariyerde de var:

  • Yeni bir unvan → yeni beklentiler → yeni davranışlar
  • Yeni bir ekip → yeni iletişim tarzı → yeni kimlik
  • Yeni bir ofis → yeni çalışma alışkanlıkları

👉 Yani bazen değişen iş değil, senin kendini konumlandırma biçimin.


⚠️ Nerede tuzak?

Sorun şu: Bu döngü fark edilmezse kontrol sende olmaz.

  • Sürekli “tamamlayıcı” ararsın
  • Tatmin kısa sürer
  • Tüketim artar

Ve en önemlisi: “Gerçekten istiyor muyum?” sorusu kaybolur.


🧭 Döngüyü kırmak mümkün mü?

Evet ama farkındalıkla:

1) “Bunu neden alıyorum?” sorusu

İhtiyaç mı, uyum baskısı mı?

2) 48 saat kuralı

İlk heyecan geçince hala istiyor musun?

3) Kimliğini sadeleştir

“Ben kimim?” → “Ne alıyorum?”dan daha güçlü


🌟 Küçük bir farkındalık deneyi

Etrafına bak:

  • Son aldığın şey neydi?
  • Onun ardından başka ne aldın?
  • Bu bir zincir miydi?

Cevaplar… düşündüğünden daha öğretici olabilir.


🎯 Son düşünce

Belki de mesele daha fazla şeye sahip olmak değil, sahip olduklarınla barışabilmek.

Çünkü bazen bir sabahlık… sadece bir sabahlık değildir.